X-Y-Z

Yüksek lisansa başlayınca akademik hayatta Hilal’in Çekmecesi’ne dahil oldu. Bu yolda yürümek istiyorum. Hırslardan arındım. Ben bu yolda yapılması gerekenleri yapıyım da “O” verirse rahmetin verir.

Yüksek Lisans 1. hafta merakı; Z TEORİSİ

X Y sonrasınza Z

Douglas McGregor 1960 lı yıllarda Teori X ve Y’nin babası olur.douglas-mc-gregor

X Teorisine göre insan; doğuştan tembeldir, çalışmayı sevmez, çalışmaktan ve sorumlulukta kaçar, para onun için her şeydir, motivasyon ancak parayla sağlanır. Kapasitesi sınırlı, tembel ve bahaneler üreten insan mutlaka ve mutlaka sıkı bir biçimde denetlenmeli gerekli durumlarda cezalandırılmalıdır.

  • Teori X’de önemli olan İŞtir. Çalışanın  bir önemi yoktur.
  • Teori X de yönetici otoriterdir. Yukarıdan aşağıya emir akışı vardır.

Y Teorisi İŞten çok ÇALIŞANa odaklanır. Y teorisine göre; çalışanlar işini sever, çalışma isteği ve azmi vardır, sorumluluk alıp bu sorumlulukları yerine getirebilmek için bilgi ve becerisini sonuna kadar zevkle kullanır, amaçlarına bağlıdır, gelişime açıktırlar. Çalışanlara sorumluluk verilip, değerli olduğu hissettiğinde, motivasyonları ve işe katkısı artar.

  • Teori Y’de ÇALIŞANlar en az İŞ kadar önemlidir.
  • Teori Y’de yönetici gelişime açıktır, bireyleri destekler. Odak noktası çalışan olduğu için; çalışan ve yöneticinin arasında iki yönlü diyolog vardır.

Bu 2 teoride çeşitli şirketler tarafından uygulanır. Abraham Moslow kendi fabrikasında hocasının Y teorisini büyük bir hevesle uygulamaya koyar. Fakat çalışanların başıboş ve denetimsiz olmayacağını görür. Kısaca başarısızlıkla sonuçlanır. Bir diğer taraf da P&G de bizzat McGregor Y teorisini uygular ve büyük başarı elde ederler. P&G başarısının sırrını doksanların ortalarına kadar sakladı.

X VE Y SONRASI Z

Ouchi_William-248x248

Teori Z;  1980’li yıllarda Japon ekonomist William Ouchi tarafından Amerikan (X teorisi) ve Japon (Y teorisi) sistemi olarak adlandırılan 2 sistemin karması olarak Z teorisi geliştirilir.

Z teorsinin geliştirilen esasları ve insan davranısları şöyledir;

İnsan “tembel veya çalışkan“, “iyi yada kötü” değildir.      Şartlara göre her iki tarafta da olabilir.  Motivasyon baskıyla sağlanmaz, içten gelmelidir. Yönetici çalışanının verimliliğini artırmak için iç ve dış koşulları bütüncül olarak tarafsız bir şekilde çevresiyle beraber değerlendirmeli. “Yavaş değerlendirme” ile hem gerçek bir gözlem yapmış olur hemde “İşletme İçi Örtülü Denetim Mekanizmaları” işler. “Ortak sorumluluk ve ortak karar verme”   ile çalışan işin bir parçası olarak hissetmelidir. Z insan odaklı bir yaklaşım olduğu için çalışana ” Ömür Boyu İstihdam / İş Güvencesi” vererek kendini güvende hissetmesini sağlar. Herhangi bir olumsuz durumda işten çıkarmak yerine “Rotasyon / İşletme İçi Yer Değiştirme” gibi uygulamalarla çalışanı yönlendirir. Bu teorinin bana göre tek eksik yanı  iş küçük parçalara ayrılıp yapıldığı için çalışanlar  “Uzmanlaşmamış (Yarı Uzmanlaşmış) Mesleki Gelişme”  gösterirler. Hiç bir alanda kapsamlı bir bilgiye sahip olup uzmanlaşmazlar.

Z teorisinin başarılı olmasında ki kilit etken işçilerin yönetime katılmasıdır. Mesela bir karar verilecekse mutlaka işçilerinde görüşleri alınıyor ve ortak bir karara varılıyor. Ortak görüşlerle alınan bu karar başarılı olsun yada olmasın herkes bu kararı destekler. Bu şekilde tüm çalışanların yönetime katılımı sağlanmış olur ve çalışanların şirkete karşı aitlik duygusu oluşur.

Günümüzde Z teorisini kullanan bazı şirketler şunlardır;  Samsung, Lucky- Goldstar, (yani LG :)) Hyundai,   Ssangyong… 

Samsung’un başarı anahtarı Z

Samsung Z teorisi ile başarıyı yakalarken aşağıda ki uygulamaları yapmış. Görüyorum ki çalışanlara önem veren bir yaklaşımda bulunmuş.  Peki neler yapmış ?

  • Çalışanların istihdamı ne ömür boyu nede kısa dönemler
  • Karar almayı gerektiren konular, şirketin kültürel yapısı bireysel değil müşterektir. Ortak karar verirler.
  • Çalışanların kontrolleri azdır, birey kendi kendinden sorumludur.
  • Kontroller hem çalışanın bilgisi dahilinde açık açık hemde gizli olarak yapılır.
  • Şirket çalışanların hepsini düşünür. Mesela kariyer planlaması kişiye özgü yapılır.

Yine çok konuştum. 🙂

Umarım birilerini faydalı olurum. www.entrepreneur.com sitesinde okuduğum x,y,z teorilerini uygulayan patronlarla ilgili güzel bir örnekle bitireyim.

Burada 3 ana yönetim teorsini var:

1. X Teorsi, ” Ben buranın sahibiyim. Ben patronum. Bu şirketi kanımla, alın terimle ve göz yaşlarımla inşa ettim. Ben ne dersem o, başka soru istemiyorum.”

  • X-Çalışanlara “Bir problemimiz var, bu problem kime ait?” diye sorarsanız cevap “Patronun” olur.

2. Y Teorisi “Ben buranın sahibiyim. Ben patronum. Bu şirketi kanımla, alın terimle ve göz yaşlarımla inşa ettim. Bu benim yapmayı istediğim şeydi. Lütfen bana ne düşündüğünüzü söyleyin ama mutlaka söyleyin. Tamam mı?”

  • Y-Çalışanlara “Bir problemimiz var, bu problem kime ait?” diye sorarsanız cevap “Patronun” olur.

3. Z Teorisi “Ben buranın sahibiyim. Ben patronum. Bu şirketi kanımla, alın terimle ve göz yaşlarımla inşa ettim. Biliyorum ki bizim yaptıklarımız çok önemli, biliyorum ki takımım benden daha çok bilgili. Gerçek şu ki; iş hakkında benden daha çok şey biliyorsunuz. Şirketimizi ilgilendiren kararlarda, ben sizinle beraber en iyi cevabı bulacağım.”

  • Z- Fakattt eğer çalışanlara  “Bir problemimiz var, bu problem kime ait?” sorısını Z de yönlendirirsen cevap farklı olur. Z de çalışanların cevabı; “Bizim”dir. 😉

Kaynaklar

Advertisements

7yüz

7yüz;  http://www.blutv.com.tr de yayınlanan 7 bölüm de 7 farklı karakter ve olayı konu alan farklı bir Türk dizisi. Her bölümde farklı bir konu işlenmiş. Her bölümü farklı bir senarist yazmış ve her bölümde farklı oyuncuları görüyoruz.

İlk bölümde bir ailenin başına gelen talihsiz bir olayı, sosyal fobileri olan bir kızı, yalnız başına yaşayan ve bakıma çok ihtiyacı olan bir adamı, evlenmek üzere olduğu adamı hiç tanımayan kadını…. hepsini sayıp izleyicinin merakını baltalamayım. 🙂

Alışıla gelmiş Türk dizilerinden farklı bir yapım olduğu kesin. Mesela dizi süresini doldurmak için gereksiz olaylar, gereksiz suskunluklar ve bakışmalar yok. RÜTÜK kontrolleri daha rahat olduğu için karakterler gerektiği yerde gerektiği gibi davranıyorlar. Normal hayatta nasılsa öyle yanı.

İçimizde yaşayan insanların, farklı hikayelerini konu alan 7 farklı bölüm. İzlenesi 😉

The Mick

Hayata kısa bir tenefüs arası vermişim gibi etki mutlu bir etki yaratan, gülümseten yeni dizi gözdelerimden MİCK.

Kısaca konusundan bahsedecek olursam; Mick’in ablası milyarder, malikanelerde yaşayan, sosyetenin tüm kurallarını uygulayan bir hayatı vardı. Kahramanımız Mick  ablasının tam tersi serseri bir hayat yaşamaktadır. Bir gün parasız kalıp zengin mi zengin ablasının malikanesine gider. Malikanede o gün efsane bir parti yapılırken FBI ajanları gelir. Zengin ablasını ve eniştesini alır giderler. Giderken “Çocuklara 1 gün göz kulak ol ben yarın gelicem” der. Fakat ablada ki hesap fedarellere uymaz çünkü kocasıyla beraber büyük kaçakçılık olaylarına girmiştir. Ertesi gün yurtdışına kaçarlar. Kaçarken “biz gidiyoz bacım çocuklar sana emanet” der. Mick şok, hiç tanımadığı 3 yeğeni; şımarıklık masterı yapmış ve tam bir ergen olan Sabrina, küçük patron edalarında gezen “zenginim ben” havalarında Chip ve en küçükleri aşırı tatlı ama psikopat Ben sorumluğu serseri ve sorumluluk almaktan uzay kadar uzak olan Mick’e kalmıştır.

Sabrina, Chip, Ben, evin alkolik hizmetcsi Alba, Mick’in uzatmalı serseri sevgilisi Jimmy ve esas kadın Mick. Bu ailenin eğlenceli ve kaliteli komik maceraları beni mutlu ediyor.

Mick (2).png

Şuan dizi 2. sezona başladı 6. bölümde. Dizi süresi 20 dk civarı. Haftasonu bir oturuşta izlenebilecek, eğlenceli dizi tavsiyemdir. İzleyin İzlettirin 🙂

 

Hayata DÖN

DR. Gülseren Budayıcıoğlu’nun seanslarını toparlayıp kurguladığı psikolojik ama roman tadında kitabı HAYATA DÖN. Çeşitli hastaların seansları yer almakta fakat ağırlıklı olarak bir hastasının hayat hikayesini, tedavisini, gelişimi kaleme almış. ALA…

Çok güzel bir isim. ALA…

Bir gün klinikte randevusunu bekleyen ALA sudan bir sebeple klinikte büyük olay çıkarır. Etrafı birbirine katar. Ala’yı hayatında kimse sevmemiştir, istememiştir. Çirkin, pis, sacı başı dağınık bu kız zorla da olsa Gülseren hanımın istememesine karşın seanslara başlarlar. Hikayelerle sabırla bir çocuk nasıl büyür gelir ve değişirse, Gülseren hanımda ALA’ya aynısını yapar. Sabırla, emekle konuşmasını, ALA’nın çekmecelerini açmasını bekler.

Hem nitelikli bir roman hemde psikoloji alanında; ALA’nın terapi yolculuğunu ve hayat hikayesini şaşkınlıkla, beğenerek bir çırpıda çok beğenerek okudum.

Altını Cizdiklerim 

  • Beyin ilginç bir organdır. Bir insanın o anda acı hissedip hissetmeyeceğine o karar verir. Beyin tarafından izin verilmeyen hiçbir acı hissedilmez çünkü bir acı eşiği vardır. O eşiği aşan, yani insanın tahammül edemeyeceği acıyı beyin bloke eder.
  • Hayat insanların duygularını tıpkı dağlar, tepeler gibi şöyle böyle erozyona uğratıyorlar. Sonbaharda solan çiçekler gibi duygularımızın da giderek suyu çekiliyor, sararıyor, kuruyor.
  • Hiçbir şey çok uzun sürmüyor, ne keder, ne sevinç… Yaşamaya devam ediyoruz.
  • Senin yaşadıkların, başkalarının kaderini de mutlaka etkileyecek.
  • Birilerini değerli kılan onlar için verilen emektir.
  • Kader dediğin oynak bir kadındır. Ne yapacağı belli olmaz 😉 🙂

Artık her hafta bir kitap yazısı yazmayı hedefliyorum. Allah muvaffak etsin 🙂 

Ekim 2017 – 11

Geçmişin İzleri

Bu yazıları unutmamak için yazıyorum. Baktığımda bana dokunan duyguları tekrar hatırlamak için yazıyorum. Yazdıklarım birilerini ulaşıyor mu bilmiyorum. Belki birileri okur, yorum yapar ve ben de ona yardımcı olmanın mutluluğunu yaşarım. 🙂

Bu serimizin ilk filmi GEÇMİŞİN İZLERİ. 

2. dünya savaşı sırasında İngiliz askerleri Japonlara esir düşer ve savaşın gidişatı için çok önemli bir yerde demir yolu inşaatında çalıştırılmaya başlanır. Açlık, yorgunluk ve işkenceler altında inşaatta çalışmaya devam eden Eric Lomax ve arkadaşları bir gün korkunç bir olay yaşarlar…….. Eric göre bu olayın ve savaşta yaşadıklarının tek sorumlusu Japon tercümandır.  Savaş, inşaatta yaşananlar, günlerce süren işkenceler ve savaş sonrası çok zordur.

Eric en büyük tutkusu trenler ve tren yollarıdır. Bir gün eşi olacak kişiyle trende tanışır ve evlenirler. Pembe panjurlu evlerinde mutlu olmak için ilk önce Eric geçmişin tozlarını temizlemeli ve affetmelidir.

Çok etkileyici bir hayat hikayesi. Beni çok etkileyen sonunda şaşırdığım, yer yer gözlerimin dolduğu bir filmdi.

Kasım 2017-9

TeREDdüt

Hiç tereddütsüz inanır mıyım sana ?

Senin güzelliklerini nasıl tanırım tereddüt etmezsem ?

Son dönemlerde raflarda, sosyal medyada ve çok satanlar listesinde mutlaka gördüğünüz kıpkırmızı sakallı adamın, kıpkırmızı kapaklı kitabı. Benim içinse güzel bir anı, okuduktan sonra da  yeni bir yol ve bakış acısı oluşturan kitap.

Yaz tatilinden dönerken Bayburt otobüsünde yer buldum. Yolcuların içinde bir kadın dikkatimi çekti. Hoş giyimli, çok güzel gözleri olan bir kadın; “umarım yanıma bu kadın oturur” diye içimden geçti. Saat yaklaştı yerlerimizi aldık. O kadın gelip yanıma oturdu. Asla unutmayacağım bir kadın. 4 saatlik yolculuğun 2 saatinde hiç konuşmadık. İkimizde elimizde kitapları okuduk. O sonrasında bana hediye ettiği bu kitabı okuyordu. Mola verildi. Elimde yiyecekle otobüse geri döndüm. Yemeyeceğini bilsek bile ikram etmem gerekli şeklinde bir düşüncem var. İkram ettim kibar bir şekilde geri çevirdi.

“Nasıl bir kitap bende merak ediyorum ? ” diye sordum. Laflafı açtı. Hayat hikayesini anlattı. Nüfus cüzdanına göre 40 ama ona göre ruhu 60 yaşında bir kadını anlattı. İlginç bir hayat hikayesi vardı. Konya’da başlayan şuan Hollanda da devam eden bir hayat hikayesi. Bu kadar güzel bir kadının “eskiden güzeldim” demesine çok şaşırdım. Hala çok güzel olduğunu söyledim ama ona göre ondan geçmişti artık. Otobüs terminale yaklaştığında “bu kitabı sana hediye etmek istiyorum ben” dedi. Böyle bir hediyeleri geri çevirmiyorum artık. İçten gelerek verilen hediyeler bunlar. Asla unutmayacağım ama ismini hatırlamadığım güzel gözlü kadın kadın bana güzel bir anı güzel bir kitap verdi.

Kitaba gelecek olursak; etkileyici ve şaşırtıcı bölümleri olan bir kitap. Mesleğine aşık, yeteneğini çok küçük yaşlarda farkına varmış bir modacı.  Cinsel kimliğiyle barışık olmasına rağmen tesadüfler sonucu maneviyata yönelmiş.

*38 yaşında tamamen tövbe edip kendine cinselliği yasaklamış bir eşcinsel, *yeteneğinden ve yaptıklarından çok söz ettiren bir modacı, *annesinin alzheimer hastalığında yaşadıklarını sosyal medyada “şefkatle hatırlıyoruz” etiketiyle kitleleri bilinçlendiren duyarlı, vefalı, sevgi dolu bir evlat, *ailesine sımsıkı bağlarla bağlı  bir kardeş. Kısaca; Tanju Babacan’nın 48 yıllık okunası hayat hikayesi…

Altını Cizdiklerim 

  • Düşünün, hayatı kendi halinde belli bir rutinde giderken bir gün, daha önce hiç tanışmadığınız, bir duygu gelip tam kalbinizin orta yerine oturuveriyor. Üstelik bu duyguyla tanıştıktan sonra da bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.
  • Allah’ın kulları, onun yarattığı değerli varlıklarız. Ben de değerliyim, sen de… Hepimizin mayasında Rabbimin kudretli dokunuşları var…… Nasıl çirkin görürüm Allah’ın yarattığını ?
  • Bir şeyleri kurcalamak, üstene gitmek, hayatı sorgulamak yerine kendimi tamamen akışa teslim ediyorum. Kendimi Allah’a teslim ediyorum… “Ben niye böyleyim peki o zaman ?” demediğim, olan her şeyin bir sebeple, bir biçimde hayatımızda olduğuna inandığım bir teslimiyet… Bir kere kendini Rabbinin senin için çizdiği kadere bıraktın mı, kendinle ilgili kurduğun tüm kaygılar ya da kendini bir şey sanma halleri de bulut olup uçuyor…
  • Bu ülkede herkes yerli yersiz, gerekli gereksiz fazla konuşuyor.
  • Camide bazen yanımda bir vale oluyor, bazen belediye başkanı. Bazen milletvekili ile yan yana geliyoruz, bazense çöpü yeni temizleyip gelmiş bir temizlik görevlisi ile… Hoca “Allahu Ekber” deyince hepimiz aynı anda secdedeyiz.
  • Anlar kısadır, ilmek ilmek hayat örülür üzerine.

Eylül 2017 – 10

Tereddüt

Yeşim Ustaoğlu’nun Dram dalında geçtiğimiz yıl ödülleri cuvalla topladığı filmi; Tereddüt. Film aslında birçok filmde işlenmiş bir konu ama farklı bir bakış açısıyla sunmuş yönetmen.

Oyuncular Funda Eryiğit genç, evliliğinde ciddi sorunları olan psikolog ve Ecem Uzun yaşı büyültülerek zorla evlendirilmiş büyük bir travma yaşamaktadır. 2 kadın biri genç biri çocuk, biri şehir kadını, biri köy güzeli, biri eğitimli, biri ortaokul terk…. bu iki uçta yaşayan iki kadının ortak bir sorunda mücadelesini izleyeceksiniz.

 Özetle; bir hastane odasında buluşmuş çok farklı iki kadının ortak hikayesi…

Kesinlikle izlenesi 😉

Ekim 2017-8

That Sugar

Şekerin hayatımızda ki etkileriyle ilgili film tadında bir belgesel…

Bir gün büyük bir zevkle özene bezene yapılmış tatlıyı kaşıklıyorum “Bu tatlıyı çok seviyorum” dedim. Karşımda oturan babam hafif dalga geçer tavırla “Senin sevmediğin tatlı var mı ki?” diye sordu. Düşündüm hatta baya bir düşündüm bulamadım. “Sevmediğim yok ama içlerinde gözdelerim olan var”.

Tatlıyı gerçekten çok seven biriyim. Bir çikolatalı gofretin verdiği mutluluğu bana hissettiren çok az insan var. Tatlı “canım benim” yani. 2012 yılında radikal bir kararla diyete başladım ve 30 kilo verdim. Tatlı ve sağlıklı beslenme konusunda o günden beri daha seçici davranan biriyim. Gözdelerimden bazılarını hayatımdan çıkardım, bazılarıyla mesafeli ilişkim devam ediyor. Hala her gün ağzıma doğal yada değil tatlı bir şey girerthat sugar (1).png

Ben şu an şeker bağımlısı olduğunu düşünmüyorum. Bu bir bağımlılık mı ? Evet bu bir bağımlılık ve sigarayı bırakmakla eş değer zorlukları var.

Avusturalya’lı yapımcı ve yönetmen olan Damon Gameau kendini denek olarak ortaya koyuyor ve 2 ay boyunca günde yaklaşık 40 küp şeker yiyeceği şekilde beslenmesini 2300 kaloriyi tamamlıyor. Aslında Damın deneye başlamadan öncede günde 2300 kalori alıyor. Belgeselde kalorinin bir öneminin olmadığını, aslında önemli olan o kaloriyi hangi besinlerden aldığımızın önemli olduğunu yaşayarak gösteriyor sevgili Damon.

Deneye başlarken; Damon günde 1 saat egzersizini yapan, enerjik ve mutlu bir ruh haline sahip, yediklerinin sağlık olmasına dikkat eden, sağlıklı bir bedene ve ışıl ışıl cildiyle kameraya gülümsüyor.  Deney sürecinde devamlı tiksinerek de olsa sözde sağlıklı paketlenmiş gıdaları tüketiyor. Burada belirtmek istediğim bir şey var; abur cuburlar, cipsler sağlıksız atıştırmalıkları bu deney sırasında tüketmiyor. Dediğim gibi “sözde sağlıklı” paketlenmiş gıdalarla önceden de yaptığı gibi 2300 kalori alarak 60 gün dayanıyor. 60 gün tamamlandığında yaklaşık 8 kilo alıyor, bel çevresi kalınlaşıyor, karaciğeri çoktan yağlanmış, kan değerleri sağlıklı %20 oranından sağlıksız %10 oranına geçiyor, daha yorgun oluyor uyanıyor, devamlı mutlu gezen adam bu sırada dalgalı bir ruh haline geçiyor ve devamlı şeker tüketmek istiyor. 60 gün boyunca önceden de yaptığı gün 1 saatlik egzersizi devam ettiriyor fakat süreç içerisinde egzersizleri tamamlamakta daha çok zorlanıyor.

En çok dikkatimi çeken pırıl pırıl ışıldayan cildi ve gülen pozitif hali yavaş yavaş yok oluyor. Cildinde sivilceler ve lekeler oluşuyor, yorgun ve mutsuz bir hal alıyor.  Aşağıda ki karede de gördüğünüz Damon’nın şekerli son yemeğini yiyip deneyi noktaladığı an. Sonra ki günlerde bir kaç hafta şekeri bırakmak için bedeniyle ve beyniyle mücadele etsede eski yaşantısına döndüğü için çok mutlu.

that sugar (3).png

Kendi adıma; paketlenmiş gıdaları bırakacağım ve , asla tatlı şeyler yemeyeceğim gibi 2 gün dayanmayacak kararlar alamıyorum. AMA Bu belgeselden sonra daha seçici olacağımdan eminim. Paketlenmiş gıdaların içeriğine daha çok dikkat etme kararı aldım. Eskiden “nasıl olsa birileri bizim için üretmiş neden evde uğraşıp yorulalım”  şeklinde bir düşünce tarzım vardı. Zamanla her şeyin evde yapıldığı annenelerimiz gibi  yaşamanın daha sağlıklı olduğunu düşünmeye başladım. Yaşlanıyor muyum acaba ? 🙂

Sağlıkla kalın…

Ekim 2017-7

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat

70 sayfalık kısacık ama derin anlam yüklü bir kitap. Stefan Zweig  bir anda değişime uğrayan bir hayat yada karakterin hayatının dönüm noktası gibi konuları ele alıyor. Bence kitapların bu kadar etkileyici, bu kadar derin ve gizli anlam yüklü olmasının nedeni karakterlerin yaşamlarında en büyük olayları anlatmasındandır.

En derin yaralar iyileşse bile unutulmaz. Bu kitapta da bir kadının en derin yarasını okuyacaksınız. Bir solukta bitireceğiniz, kesinlikle okunası bir kitap.

Altını Cizdiklerim 

  • O, Tanrı’nın lütfunu esirgemediği insanlardan biriydi… (Hilalin çekmecesinden not: Böyle insanlardan nefret eden, daha dürüst bir tabirle bu insanlara haset eder kaç kişiyizdir acaba )
  • “crime passionnel: Tutku Suçu” (Hilalin çekmecesinden not: Ne kadar tehlikeli olsada, insanı uçurumlara sürüklesede kulağa çok hoş geliyor bu suç )
  • O adam bana o zaman sarılsa, beni o zaman istese, onunla dünyanın öbür ucuna giderdim…
  • Bir insan için bütün yaşamınızı bir kenara itiyorsunuz, o ise kayıtsızca elinin tersiyle kovduğu bir sinekten daha fazla değer vermiyor size.
  • Bütün acılar korkaktır, yaşama karşı duyulan aşırı arzu karşısında acı geriler; çünkü yaşama arzusu, düşüncelerimizde var olan ölüm arzusundan çok daha güçlü şekilde bedenimizin her zerresinde mevcuttur.

Ağustos 2017 – 9

Create a free website or blog at WordPress.com.

Up ↑