Tereddüt

Yeşim Ustaoğlu’nun Dram dalında geçtiğimiz yıl ödülleri cuvalla topladığı filmi; Tereddüt. Film aslında birçok filmde işlenmiş bir konu ama farklı bir bakış açısıyla sunmuş yönetmen.

Oyuncular Funda Eryiğit genç, evliliğinde ciddi sorunları olan psikolog ve Ecem Uzun yaşı büyültülerek zorla evlendirilmiş büyük bir travma yaşamaktadır. 2 kadın biri genç biri çocuk, biri şehir kadını, biri köy güzeli, biri eğitimli, biri ortaokul terk…. bu iki uçta yaşayan iki kadının ortak bir sorunda mücadelesini izleyeceksiniz.

 Özetle; bir hastane odasında buluşmuş çok farklı iki kadının ortak hikayesi…

Kesinlikle izlenesi 😉

Ekim 2017-8

Advertisements

That Sugar

Şekerin hayatımızda ki etkileriyle ilgili film tadında bir belgesel…

Bir gün büyük bir zevkle özene bezene yapılmış tatlıyı kaşıklıyorum “Bu tatlıyı çok seviyorum” dedim. Karşımda oturan babam hafif dalga geçer tavırla “Senin sevmediğin tatlı var mı ki?” diye sordu. Düşündüm hatta baya bir düşündüm bulamadım. “Sevmediğim yok ama içlerinde gözdelerim olan var”.

Tatlıyı gerçekten çok seven biriyim. Bir çikolatalı gofretin verdiği mutluluğu bana hissettiren çok az insan var. Tatlı “canım benim” yani. 2012 yılında radikal bir kararla diyete başladım ve 30 kilo verdim. Tatlı ve sağlıklı beslenme konusunda o günden beri daha seçici davranan biriyim. Gözdelerimden bazılarını hayatımdan çıkardım, bazılarıyla mesafeli ilişkim devam ediyor. Hala her gün ağzıma doğal yada değil tatlı bir şey girerthat sugar (1).png

Ben şu an şeker bağımlısı olduğunu düşünmüyorum. Bu bir bağımlılık mı ? Evet bu bir bağımlılık ve sigarayı bırakmakla eş değer zorlukları var.

Avusturalya’lı yapımcı ve yönetmen olan Damon Gameau kendini denek olarak ortaya koyuyor ve 2 ay boyunca günde yaklaşık 40 küp şeker yiyeceği şekilde beslenmesini 2300 kaloriyi tamamlıyor. Aslında Damın deneye başlamadan öncede günde 2300 kalori alıyor. Belgeselde kalorinin bir öneminin olmadığını, aslında önemli olan o kaloriyi hangi besinlerden aldığımızın önemli olduğunu yaşayarak gösteriyor sevgili Damon.

Deneye başlarken; Damon günde 1 saat egzersizini yapan, enerjik ve mutlu bir ruh haline sahip, yediklerinin sağlık olmasına dikkat eden, sağlıklı bir bedene ve ışıl ışıl cildiyle kameraya gülümsüyor.  Deney sürecinde devamlı tiksinerek de olsa sözde sağlıklı paketlenmiş gıdaları tüketiyor. Burada belirtmek istediğim bir şey var; abur cuburlar, cipsler sağlıksız atıştırmalıkları bu deney sırasında tüketmiyor. Dediğim gibi “sözde sağlıklı” paketlenmiş gıdalarla önceden de yaptığı gibi 2300 kalori alarak 60 gün dayanıyor. 60 gün tamamlandığında yaklaşık 8 kilo alıyor, bel çevresi kalınlaşıyor, karaciğeri çoktan yağlanmış, kan değerleri sağlıklı %20 oranından sağlıksız %10 oranına geçiyor, daha yorgun oluyor uyanıyor, devamlı mutlu gezen adam bu sırada dalgalı bir ruh haline geçiyor ve devamlı şeker tüketmek istiyor. 60 gün boyunca önceden de yaptığı gün 1 saatlik egzersizi devam ettiriyor fakat süreç içerisinde egzersizleri tamamlamakta daha çok zorlanıyor.

En çok dikkatimi çeken pırıl pırıl ışıldayan cildi ve gülen pozitif hali yavaş yavaş yok oluyor. Cildinde sivilceler ve lekeler oluşuyor, yorgun ve mutsuz bir hal alıyor.  Aşağıda ki karede de gördüğünüz Damon’nın şekerli son yemeğini yiyip deneyi noktaladığı an. Sonra ki günlerde bir kaç hafta şekeri bırakmak için bedeniyle ve beyniyle mücadele etsede eski yaşantısına döndüğü için çok mutlu.

that sugar (3).png

Kendi adıma; paketlenmiş gıdaları bırakacağım ve , asla tatlı şeyler yemeyeceğim gibi 2 gün dayanmayacak kararlar alamıyorum. AMA Bu belgeselden sonra daha seçici olacağımdan eminim. Paketlenmiş gıdaların içeriğine daha çok dikkat etme kararı aldım. Eskiden “nasıl olsa birileri bizim için üretmiş neden evde uğraşıp yorulalım”  şeklinde bir düşünce tarzım vardı. Zamanla her şeyin evde yapıldığı annenelerimiz gibi  yaşamanın daha sağlıklı olduğunu düşünmeye başladım. Yaşlanıyor muyum acaba ? 🙂

Sağlıkla kalın…

Ekim 2017-7

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat

70 sayfalık kısacık ama derin anlam yüklü bir kitap. Stefan Zweig  bir anda değişime uğrayan bir hayat yada karakterin hayatının dönüm noktası gibi konuları ele alıyor. Bence kitapların bu kadar etkileyici, bu kadar derin ve gizli anlam yüklü olmasının nedeni karakterlerin yaşamlarında en büyük olayları anlatmasındandır.

En derin yaralar iyileşse bile unutulmaz. Bu kitapta da bir kadının en derin yarasını okuyacaksınız. Bir solukta bitireceğiniz, kesinlikle okunası bir kitap.

Altını Cizdiklerim 

  • O, Tanrı’nın lütfunu esirgemediği insanlardan biriydi… (Hilalin çekmecesinden not: Böyle insanlardan nefret eden, daha dürüst bir tabirle bu insanlara haset eder kaç kişiyizdir acaba )
  • “crime passionnel: Tutku Suçu” (Hilalin çekmecesinden not: Ne kadar tehlikeli olsada, insanı uçurumlara sürüklesede kulağa çok hoş geliyor bu suç )
  • O adam bana o zaman sarılsa, beni o zaman istese, onunla dünyanın öbür ucuna giderdim…
  • Bir insan için bütün yaşamınızı bir kenara itiyorsunuz, o ise kayıtsızca elinin tersiyle kovduğu bir sinekten daha fazla değer vermiyor size.
  • Bütün acılar korkaktır, yaşama karşı duyulan aşırı arzu karşısında acı geriler; çünkü yaşama arzusu, düşüncelerimizde var olan ölüm arzusundan çok daha güçlü şekilde bedenimizin her zerresinde mevcuttur.

Ağustos 2017 – 9

Canım Çıralı

Çok seviyorum burayı. Sakin, huzurlu, temiz, saygılı, çok güzel Canım Çıralı.

Çıralıya ilk defa geçen yıl gitmiştim ve aşık oldum. Bu yıl tekrar gittim ve galiba artık her yıl gideceğim. Hafif serin havası, her yerin yemyeşil olması, dubalara kadar yüzdüğünde bile dibi görebilecek kadar temiz olması, etrafta ki her kesin (yerli halka ek olarak dışarıdan gelenlerin bile) saygılı olması… Kısaca Huzur bulduğum yer.

Bu yıl hiçbir şeyin değişmeden 1 yıl boyunca beni beklemiş gibi hissettim. Her gün alışveriş yaptığım bakkalda ki ablanın tişörtü bile değişmemişti sanki. Bu tespitimi arkadaşıma söylediğimde “eski sevgiliye dönmek gibi işte” diyerek olaya farklı bir bakış açısı kattı.

Kısaca tanıtayım size Canım Çıralıyı…

NASIL GİDİLİR ?

Antalya otogarından Kumluca servislerinden birine binip çıralı kavşağında ineceğinizi belirtin. Çıralı kavşağında saat başı hareket eden servisler sizi karşılayacak. Bu servisler sizi otelinizin önüne kadar bırakacaktır.

Çıralı servisinin kalkış saatini beklerken yamaca yapılmış doğal bankta oturup çam kokusuyla doldurun ciğerlerinizi. O banka oturduğumda aklıma her zaman şu soru geliyor ” acaba düşer miyim buradan?” 🙂

KONAKLAMA VE YEMEK

Konaklama konusunda iyi bir araştırma yapmanızı tavsiye ederim. Çünkü konum olarak denize uzak oteller fazlaca. Bu uzak otellerin bazısında bisikletler var. Denize ulaşım için otelin bisikletlerini kullanıyorsunuz. Aslında bu da keyifli bir seçenek. Ben çadırımda kalıcam derseniz kamp alanları mevcut. Oteller genelde kahvaltı ve konaklama. Akşam yemeği için bir çok yer bulabilirsiniz. Benim tercihim hemen girişte bulunan “yörük odası” oldu. Servis yemekler hizmet 4-4. Favorilerimden biride “simge” var. Simge de mutlaka pizza yiyin ve mojito için. Bunlar çarşı kısmında ki seçenekler. Deniz kenarında sıralanmış restoranların birini seçip denize nazır rakı balık keyfi de yapabilirsiniz.

DENİZ VE SAHİL

Kızkıza gittiğimiz tatillerde en önceliğimiz güvenlik. Eğer sizde kızkıza sakin, sözlü yada bakışlarla tacize uğramıyacağınız bir tatil geçirebilirsiniz. Her yerden yükselen müzik seslerinin olmadığı, genel olarak ailelerin tercih ettiği sakin sessiz bir yer zaten. Eğer otelinizin şezlongları yoksa restorantların şezlonglarından yiyecek içecek siparişi vererek yararlanabilirsiniz.

YANARTAŞ

Efsaneye göre bir yiğidomuz yenilmeyen 3 başlı ejderhayı yener ve bu dağın içine hapseder. O zavallı ejderhada o gün bugündür hapsolmuş şekilde orada yaşamaktadır. Gördüğümüz ateşler belki de ejderhanın yardım talepleridir.

Çıralı’dan bisiklet kiralayıp yanartaşı mutlaka görmelisiniz. Arabanız varsa bile bisiklet tercih edin çünkü bisiklet yolculuğu çok keyifli, çok manzaralı ve bol oksijenli oluyor.  Öğleden sonra 3-4 gibi  küçük bir pazarlıkla yarım günlüğüne bisikleti kiralayabilirsiniz. Tavsiyem çarşının içinde ki değil de denize doğru giden toprak yol üzerinde olan yeri tercih edin (denize doğru giderken sağda :)). Yol kaç km, ne kadar sürer… ? gibi konularda bilgi veremeyeceğim çünkü hem giderken hem gelirken kaybolduğumuz için ne desem olmaz 🙂

Yanartaşa geldiniz, bisikletinizi kilitlediniz. Şimdi tırmanma zamanı. 1 km yaklaşık yarım saat ateşi görmeniz için tırmanmanız gerekiyor. Terlikle çıkmanızı tavsiye etmem, mutlaka ayakkabılarınız iyi olsun. Yanınıza su almayı unutmayın. “Gerçekten yukarıda görmeye değer bir şeyler var mı?” sorusunu çıkarken düşüneceksiniz, inerken de insanlardan duyacaksınız. Bırakmayın tırmanın arkadaşlar. İnince hamaklarda sallanır dinlenirsiniz. Sonuçta hayatınızda kaç defa yanan bir taş, yanan bir doğ göreceksiniz ki ?

KARETTA KARETTA

Çıralı sahili karettaların yumurtalama bölgesi olduğu için sahilde yumurta şeklinde kafesler göreceksiniz. Bu kafesler karettaları koruma amaçlı. Yetkililer bu sevimli canlının yumurtlama ve yumurtadan çıkma dönemini takip ediyorlar. Belli zamanlarda yuvaları açıyorlar. Geçtiğimiz yıl ağustosun 2. haftası oradaydım ve galiba bu onların yumurtadan çıkma zamanı. Sabah 6-7 gibi yüzmeye gittiğimde bir kalabalık gözüme çarptı. Gidip baktığımda bir mucizeyi izledim. Bence bu bir mucize gibi bir şey. Onun yumurtadan çıkması, denize doğru gitme mücadelesini izlemek bir mucizeye tanık olmak gibi… Harikaydı.

Eğer buraya tatile giderseniz mutlaka en azından bir sabah erkenden kalkın ve harika gün doğumunu izleyin. Size büyük bir keyif ve huzur vereceğini garanti ederim.

Canım Çıralıdan yürüyerek Olimpus’ada gidebilirsiniz. Olimpus ayrıntılarını başka bir yazıya saklıyorum.

Özetle; Her yıl, her zaman koşa koşa gideceğim tatil beldesi “Canım Çıralı” diyorum ve hepinize kucak dolusu tatiller yolluyorum.

 

 

Adrasan

ADRASAN Bu yıl ki tatilimin ilk durağı. Harika bir deniz, pırıl pırıl bir sahil, serin havasıyla aşık oldum. Adrasan’dan adım adım bahsedeyim.

NASIL GİDİLİR ?

Ben otobüsle gittim. Antalya otogarına gelince, otogardan (saatlerini denk getirebilirseniz) direk Adrasana giden minibüsler var. Benim gibi geliş ve servis kalkış saatinizin arasında 3-4 saat varsa Kumluca servislerini kullanın derim. Bu servisler yolcularını istedikleri duraklarda bırakarak Çıralı, Olimpus, Adrasan… Kumlucaya kadar gidiyor.

Adrasan kavşağında indikten sonra orada bekleyen taksilerle yada otostopla 🙂 yaklaşık 22 kilometre tekrar küçük bir yolculuk yapmanız gerekli.

Otostop benim pek tercih edebileceğim bir seçenek değil. İmkanım varken ne işim var başkasının arabasında. 🙂 Sapık mıdır, hırsız mıdır, uyuşturucu falan taşıyor olabilir. %1 de olsa benim aklıma hep kötü ihtimaller geliyor.

Taksiciyle pazarlık yapmanızı tavsiye ederim. ilk 40 TL dedi, 30 TL ödedim. Daha aşağısı olur mu ? Sizin pazarlık yeteneğinize bağlı 🙂 Olursa mutlaka bana yazın 🙂

DENİZ VE SAHİL

Adrasan da halk plajı mevcut. 3 TL karşılığında şemsiye ve şezlong alabiliyorsunuz. Sahil ve deniz taşlık. Ben deniz ayakkabısına gerek duymadım çünkü ayağı acıtacak kesecek kadar büyük taşlar değil.

Deniz çok berrak ve temiz. Dubalara kadar yüzdüğümde bile suyun dibini görebiliyorsun. Mutlaka deniz gözlüğü ve snorkel almanızı tavsiye ederim. Balıkları izleyebilir onlarla beraber yüzebilirsiniz. Bu şaşkın balıklarla yüzmek onları izlemek takip etmek harika bir his. Farklı farklı balıklar görebilirsiniz hatta bu minik balıklar bacağınıza küçük öpücükler bile konduracaktır.

Bir güzel ayrıntıda sahilde devamlı dolaşan yerel halktan satıcılar var. Mısır, nar suyu, poğaça, meyve falan satıyorlar. Hem doğal hemde ayağına kadar geliyor.

TEKNE TURU

Tekne turu için bir farklı seçenekler var. Biz Sulu ada turunu tercih ettik. Akşam üzeri sahilde sıralanmış tekneler oluyor, tekne sahipleriyle konuşarak bilgi alabilirsiniz. Biz ARDA KAPTAN’la gittik. Özellikle onu seçmedik, tesadüfen denk geldi. Tekneleri genelde aileler işletiyor. Hanım yemekleri yapıyor, oğlan miço oluyor, babada kaptan. Her şeyiyle memnun kaldım. Yemekleri harikaydı, yediğim en güzel balıklardan birini yedim.  50 tl gibi bir ücreti vardı.  Bence fiyat olarak hem uygun hemde aldığınız hizmetten kesin memnun kalırsınız.

SULUADA

Türkiye’nin Maldivleri… olarak adlandırılıyor. Ben çok beğendim ve şaşırdım.

Maldiv sahilleri, bembeyaz taşların yarattığı turkuaz deniz sizi karşılıyor. Dalarak geçebileceğiniz küçük bir mağara kısmı var, farklı bir deneyim. Burada beni şaşırtan bir diğer ayrıntı adanın diğer tarafında şifalı olduğu söylenen bir tatlı su. Denizin ortasında kayalardan bir ada ve yer altından çıkan buz gibi bir tatlı su. Bence çok ilginç. Adanın mağaralar kısmında harika bir görsellik sizi karşılayacak.

AMERİKAN KOYU 

Neden Amerikan koyu?  dedim kaptana. Yılarrrr yıllarrr önce burada Amerikalı bir denizcinin esir alındığından bahsetti. Şimdi yazıyı yazmak için google da küçük bir araştırma yaptığımda hayallerim yıkıldı. Benim hayalimde esir alınan, çatal kollu bir denizci iken aslında eski adıyla Kelleci Koyu olduğunu, Amerika’lı  arkeologların dalış üssü olarak kullandığı için buranın adının Amerikan koyu olduğunu öğrendim. Resmen hayal kırıklığı…

Kocaman kayalıkların dibimde yer alan, yeşil küçük taşları ve bolca balık olan bir koy. Tekneden denize küçük bir ekmek yada bisküvi atın ve balıkların toplanmasını izleyin 😉

ÖZETLE 

Adrasan’a 3-4 gün ayırıp doğasını, havasını, denizini yaşayıp deneyimlemenizi kesinlikle tavsiye ederim. Korunmuş bir köy gibi her şey basit, sakin ve sade. Burada uzun bir tatil yerine kısa bir zaman dilimi ayarlamanızı tavsiye edebilirim çünkü sıkılabilirsiniz. Bir diğer tavsiye otelinizi sabah ve akşam yemeği veren yarım pansiyon bir otel seçmeniz. Akşam yemeği için yer bulmakta zorlandık.

Tatil tadında bir hayatımız olsun.

Bu sefer Hilalin çekmecesinden çıkan küçük bir ayrıntı; Yıllar önce ailemle yaptığımız son tatili Adrasan da yapmıştık. Çok eski bir tatil olmamasına rağmen o tatille ilgili hiçbir şey hatırlamıyorum. 

 

Albaya Mektup Yok

İlk olarak “Yüzyıllık Yalnızlık” sonrasında “Kırmızı Pazartesi” kitaplarıyla kalemine aşık olduğum 1 Nisan 2014 yılında öldüğünü bir taksi radyosundan öğrendiğim muhteşem yazar Gabriel Garcia Marquez.

Kırmızı pazartesi benim en etkilendiğim kitaplardan biridir. Sonunu bildiğim bir öykünün anlatımı daha heyecanlı olamazdı.  Bu kitapta da o etkiyi bekledim ama çok farklıydı.

Albay yıllarca devletine üst düzey hizmetler vermiş ve emekli olmuştur. Yoksulluk ve yaşlılıkla mücadele ederken her cuma gelen posta gemisini bekler.

Bu kitabı okurken albaya mektup gelmemesinin hüznünü hissettim.

Altını Cizdiklerim

  • Hayat şimdiye dek icat edilen en güzel şey. 

Temmuz 2017 – 8

 

 

Satranç

Stefan Zweig kitaplarına bayılıyorum. Bu kısacık kitapları bir solukta okuyup bitirdiğinizde, okuyucuya derin bir anlam bırakıyor.

DR B. Hitler yönetimi tarafında alı konur. Bu sıradan bir hapis değildir. Penceresi beyaz bir duvara bakan, sadece bir yataktan oluşan düzgün bir otel odasına konan B. hiç kimseyle tek kelime konuşmadan günler geçirir.

Kitabı okurken bu sahnenin hayali beni çok rahatsız etti. Uğraşacak hiçbir şeyin, okuyacak hiçbir kitabın olmadan günler nasıl geçer ? DR B. için günler gittikçe zorlaşıyor. Her gün bir öncekinden daha sıkıcı daha buhranlı oluyor.

Bir gün sorgu için götürüldüğü odada bir kitap bulur. Konusu hiç önemli değildir B için. Bu kitabı gizliden alır. Bir satranç kitabıdır.

Bu kitap B’nin hem kurtuluşu hemde cezası olur…

Altını Cizdiklerim 

  • Bize hiçbir şey yapmadılar, bizi tümüyle hiçliğin içine yerleştirdiler, çünkü bilindiği gibi yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz. 
  • …yararsız ve kullanılmayan zaman.

Mart 2017 – 7

satranç arka kapak

 

İlginç Rüyalar 4

Hayatımda ilk defa bu kadar gerçek bir rüya gördüm.

İlk defa uyandığımda gerçekte olmadığına şaşırdım. “Gerçek değil rüyaymış” diyerek uyandım.

Rüyamda;

Yıllardır kardeşimden bile yakın olduğum 12 yıllık arkadaşımın bambaşka bir hayatı olduğunu öğrendim. Babalarının kim olduğu konusunda hiçte emin olmadığı 2 küçük çocuğu olduğunu öğreniyorum.

Çocuklar bakım evi gibi bir yerde kalıyor. Neden bilmiyorum beraberce bu bakım evine gidiyoruz. Yanına biri bebek olmak üzere 2 çocuk geliyor. Kendi çocukları olduğunu söylüyor. Babalarını soruyorum emin değilim diyor.  Özellikle de hamileliğini ve doğumunu benden nasıl sakladığına şaşırıyorum. “Biz her ay görüşüyorduk nasıl saklayabildi” diyorum.

Angelina jolie filmlerinde ki gibi bambaşka bir hayatı olduğunu öğreniyorum. Büyük bir şaşkınlıkla uyandım. Uyandığımda gerçek olmadığını farkedince bir daha şaşırdım.

Bu rüyayı gördüğümde 31.7.17 di yaklaşık 10 gündür hiç rüya görmüyorum, üzülüyorum.

Bu sefer Hilalin çekmecesinden çıkan  şaşkınlık ve gizem dolu bir rüyaydı. Vermek istediği mesajı anlayamadım.

 

Marigold Oteli’nde Hayatımın Tatili 2

Tv+da dikkatimi ceken John Madden filmi. John’nun daha once hic bi filmini izlememisim ama bu efsane tadinda. 

Harika bir komedi filmi. Komedi derken yasanan guzelliklerle insana tebessumler hediye eden bir film. 

Filmin 1. Sini izlemeden ve hatta 1.si oldugunu bilmeden 2.yi izledim. Konusu bir gurup yasli Amerikali’nin Hindistan’a yerlesip o otelde ki, Hindistan’da ki yasamlarini anlatiyor. Yaptigim arastirmalar sonucu 1. de Hindistana ilk gidislerini anlatmakta. 

Filmde sasirtici seyler oluyor. Mesela ust satin alma yoneticisi olarak is teklifi alan bir leydi; 

Filmin en guzel yani bence deneyimlerden alinan guzel tavsiyeler. Mesela” 
“Son diye bir sey yoktur. Hikayelerden alinan tavsiyeler vardir. Artik hikaye senin. 

Hakim olmaya calismayin. Rahat birakin. Eglence o zaman baslar. Cunku vakit kadar degerli bir hediye yoktur. “

Kesinlikle izlemesi tavsiye edilir. 

Tabi kii danssiz bir hint filmi dusunulemez 🙂

Temmiz 2017 – 7

Create a free website or blog at WordPress.com.

Up ↑