İlginç Rüyalar 3

Bu seferki rüyam daha kısa daha sakin daha az insanlı…

En korktuğum şeylerden biri zincirleme bir kazanın bir halkası olmaktır. Rüyamda zincirleme kazanın son halkası oluyorum. Tamamen öndekinin hatası yüzünden önümde ki arabaya çarpıyorum. Sinirle arabadan inip çarptığım arabanın kapısını açıyorum, 17 yaşlarında masum bir kız yeni araba öğreniyor belli. Kız mahcup bana bakıyor. Kızamıyorum. O kadar masum ve çaresiz ki kızamıyorum kızcağıza.

Sonra

Nereden geldiğini anlamıyorum ama psikologum çıkıyor ortaya. Onun evindeyiz. Bahçeli 2 katlı güzel bir ev. Başkaları da var yanımızda. Ayak üstü bir şeyler içip sohbet ediyoruz. Psikologum geliyor dostane sarılıyor. Beni teselli ediyor üzülme hallederiz aman boş ver şeklinde olayı önemsizleştiren konuşmalar geçiyor. Kendi kendime içimden geçiyor “bu adam seanslarda bu kadar yakın değil demek ki seans olduğu için göstermiyormuş ilgisini” diye düşünüyorum.

Bu sefer Hilalin çekmecesinden çıkan merhamet dolu bir rüyaydı.

Bence kızamadığım kız benim. Ne olursa olsun içimde ki sevilmeyi bekleyen kızı haklı buluyor ve kızamıyorum. Psikologumdan gördüğüm ve şaşırdığım ilgi de daha fazla ilgi beklemem. Sıcak bir sarılmayla karşılaştığım şaşırma, buna ne kadar da alışık olmadığımın göstergesi. 

 

Advertisements

İlginç Rüyalar 2

Bilim insanlarının yıllar süren analizleri sonucunda buldukları sonuç bir rüyanın yirmi saniyeyi geçmeyecek kadar kısa sürdüğüdür. Anlamadığım 20 saniye süren bir rüyada nasıl bu kadar olay yaşıyoruz, o kadar macera sadece 20 saniyede mi yaşanması çok şaşırtıcı.

İnception filmi gibi bir rüyaydı.

Rüyamda disko gibi bir yerdeyiz. Ortadaki yuvarlak pistin etrafında oturulacak geniş koltuklar var. Yanımda sevgilim ve yakın arkadaşımın kız kardeşleri var. Sohbet ediyorum hem sevgilimle ilgileniyorum hemde kızlarla. Mutluyuz. Yüzümüzde tatlı bir tebessüm var, mutlu bir ortam. Sevgilim oturduğumuz koltuğa uzanıyor bende onun yanına sarılıyor ve pisti izlemeye öyle uzanmış sarılmış ve mutlu devam ediyorum.

Sonra Birden…

Yemyesil, belime kadar gelen ekinlerin içindeyim. Ufka kadar yeşil bir ekin tarlasının için de huzur bulmuşum, mutluyum. Biraz ilerde sevgilim duruyor. Yanıma çağırıyorum gelsene diyorum gülümsüyoruz, mutluyuz.

Sonra Birden…

Belediye otobüsüne biniyorum hızla, sanki bir yere yetişmeye çalışır gibi… Elimi çantamı atıyorum, içinden altın bir kolye çıkıyor. Kolyenin ucunda renkli taşlar var. Hareket ettirince bir gülen yüz çıkıyor sonra gökkuşağı. Şaşırıyorum bu benim değil, çantama nasıl girdiğini anlamaya çalışıyorum. Belki kızlarındır diye düşünüyorum sonradan aklıma sevgilimin koyabileceği ihtimali geliyor.

Sonra Birden…

Bir hastaneye giriyorum. Hastanenin 2. katına çıkmam lazım ama büyük bir duvar var. Duvarın önüne büyük bir açılan ayaklı merdiven koymuşlar. O merdivenlerden hep çok korkarım sanki her an düşücekmişim gibi gelir. Rüyamda da korkuyorum. Merdivenin ortasında kalıyorum. Birilerinin gelip bana yardım etmesini bekliyorum. Kolidordan insanlar geçiyor ama beni görmüyor…

Uyanıyorum.

Bu sefer Hilalin çekmecesinden çıkan inception gibi bol katmanlı bir rüyaydı.

Sevgilimle beraber mutlu huzurlu anlar yaşamak güzel ama o sonunda ki duvar ve benim merdivenin ortasında kalmam düşündürücü. Elbet biri gelip beni görüp kurtaracaktır. Hastane sonuçta gele geçen çok olur 😉

Not1: “Kaç saat gördün bu rüyayı ?”  bence bu rüya 20 saniyeden fazladır 🙂

Not2: inception filmini izlemediyseniz kesin ama kesin izleyin. Benim önerim sakin bir kafayla dikkatle izleyin.

İlginç Rüyalar 1

Bugünlerde birbirinden ilginç rüyalar görüyorum. Bunları yazarak hem ölümsüzleştirmek hemde bir seri oluşturmak istiyorum. Serimizin ilk rüyası;

Atölye gibi bir yerdeyim. Kargo kutuları hazırlıyorum. Kahverengi kağıtlara sarıp, sicim iplerle kurdela yapıyorum. İşime konsantre olmuş büyük bir ciddiyetle paketliyorum. Paketlediklerim benim üzüntülerimmiş. Üzüntülerimi ebay’de satışa çıkarmışım.

Bu sefer Hilalin çekmecesinden çıkan şaşırtan bir rüyaydı.

Neden ebay ? Gittigidiyor hepsiburada değilde ebay olmasına çok şaşırdım. Üzüntülerimi yollamama çok sevindim. Demek ki artık üzüntüleri yolladığıma göre güzel şeyler olacak 😉 

Charlie’nin Çikolata Fabrikası

Turkcell’in TV+uygulamasında gezerken tesadüfen denk geldiğim, uzun zamandır da merak ettiğim bir filmdi. Daha çok ismi ve afişi ilgimi çekiyordu. Ne konusuna nede türüne bakmadan izlemeye başladım. Meğerse Çocuk filmiymiş 🙂 Kaliteli bir çocuk filmi ama…

Ama yinede izlenesi. Charlie’nin çikolata fabrikası bir harika. Sırf bu tasarımı görmek için bile izlenir. 😉

Haziran 2017-6

 

Fi

Bu sezona damgasını vuran Fi dizisini ve kitabından bahsedelim biraz.

Geçen yıl yazın Fİ Pİ Çİ olarak mutlaka kitapcılarda görmüşünüzdür.  Fi den okumaya başlayan bazı insanlar hikayeyi merakla takip edip serinin diğer kitaplarını okudu, bazılarısa Fi de bıraktı. Bazı okuyuculara göre harika bir hikaye, bazılarına göre de pornografik bir saçmalık.

Fi tv dizisi değilde İnternet dizisi olarak  farklı bir formatta yayınlandı. Bence internette yayınlanması karakterleri daha inandırıcı yapmış. Süre doldurmak için uzun ve saçma bakışmalar yok, RTÜK kısıtlamaları da olmadığı için, sigara içen, içkili ortamların bol bol olduğu ve kitabın erotik yorumlarını destekler nitelikte sevişme sahneleri var.  Sahneler, olay kurgusu, oyuncular, mekanlar, çekimler…. Bence hayranlıkla izlediğimiz yabancı diziler kadar kaliteli, belki de daha iyi.

20170513_183853-e1499545508635.jpg

Ben ilk önce diziyi izleyip sonra meraktan kitabını okudum.

Altını Cizdiklerim

  • Ben ne olduğumu biliyorum, ne kadar olabileceğimi merak ediyorum.
  • Siz neyi hissetmeye kara verirseniz, onu deneyimlersiniz. Evren içinizde var olan tüm isteklere cevap vermek için dizayn edildi. Olayları akışına bırakmayın, sadece isteyin ma neyi istediğinize dikkat edin çünkü yeterince isterseniz… mutlaka sizin olur!
  • Kendinizi seçin! Kendiniz olun! Ne pahasına olursa olsun.
  • Bazen bulmak için önce kaybetmek gerekir.

Diziye hayran kaldım kitabın hikayesi güzel ama edebi açıdan bir şey beklememek lazım. Bana tam bir pazarlama harikası gibi geldi. 263 baskı yapacak aylarca çok satanlardan inmeyecek bir kitap değil bence.

Bence diziyi izleyin kitabı okumak biraz vakit kaybi 🙂

İyi seyiler

Muhteşem Gatsby

2013 yapımı Baz Lubrmann filmi. Üniversite yılların da aynı yönetmenin daha önce “Avustralya” filmini izlemeye çalışmıştım, çok sıkıcı olduğunu ve sonunu getiremediğimi hatırlıyorum. AMA AMA AMA bu film gerçekten HARİKA.

Hikayesi, kurgusu, görselleri, kostümler, müzikleri bayıldım. Zaten 2014 yılında en iyi kostüm tasarım ve en iyi yapım tasarım olarak 2 akademi ödülünü evine götürmüş. Film 1920 lerin Amerika’sında geçiyor. Şaşalı, eğlenceli, gösterişli bir hayat.

Gatsby esas kıza çok ama çok aşıktır. Aşkının önünde ki engelse fakirliğidir. Hırsı, özgüveni ve bitmeyen bir umutla aşkına kavuşmak için istediği zenginliği ve statüyü elde eder. Peki hayalinde ki aşkıyla gerçekte olan kadın aynı mıdır ? Peki kadın Gatsby’nin aşkını beklediği gibi umutla beklemiş midir ?

İzlenesi

Haziran 2017-5

Anlam

“İnsan anlam bulmadan yaşayamaz.”

Kendi hayatimi gözlemliyorum ve her şeye bir anlam yükledigimi görüyorum. Anlam yüklediğim nesnelerin -küçüğünden  büyüğüne- arasında dağlar kadar fark var. Bir çok eşyama saçma bir bağlılığım var.

Mesela eğer ben bir kazağımı çok sevip ona bir anlam yüklediysem, kazağı yıllarca giyiyorum artik evde bile giyilmez derken ben o kazakla her yere giderim. Bu anlamlar ne peki ? Bazen bir hediye, bazen onemli bir gunde uzerimde olmasi, bazen benim icin önemli biriyle bulustugimda üzerimde olmasi yada mutlu bir animda yanimda olmasi… çesitlendirerek bir cok esyam içim anlamlarini siralayabilirim.

Arabam mesela, eskidi artık sık sık butçemde beklenmeyen depremler yaratıyor. Ama cok seviyorum. Ilk onunla ogrendim araba kullanmayi, mutlu yada uzgun gunlerimde onu surerken icindeyken gulumsuyor yada agliyordum.

Sacma bir bagimlilik. Prangalar vuran bir bagimlilik.

Insan tarafi var bir de bunun. Sevgili yada yakin bir arkadas. Hayatina aliyorsun. En ozeline kadar paylasiyorsun, ozel anlar yasiyorsun. Bu “ozel”lerle o kisiye daha cok anlam katiyorsun. Uzerine cicekler atilmasi gibi; 1, 5, 10 belki 100 cicek atilinca guzel bir jest olur ama 63822 tane cicek atarsan karsindaki zarar gormeye baslar ve bende icimde ki hirsla bogulurum.

Anlam bir yük mü ? Yoksa hayatı güzelleştiren olmazsa olmaz bir şey midir ? 

Anlamsız yaşanır mı ?

Anlamlarda boğuldum. Bazen gülümseyerek bazende hırsımdan

Sevelim Sevilelim

Haziran 2017

Olaganüstü Bir Gece

 

Viyana’da da burjuva aileye mensup bir adamın yaşadığı ve hayatının değişmesine sebep olan olağanüstü bir gece’yi anlatıyor kitap. Stefan Zweig yazdığı 69 sayfadan oluşan kısacık bir kitap ama bence derinliği sayfa sayısının kat kat üstünde.

Kahramanımız herhangi bir tutkusu, heyecanı, istediği olmayan, her şeyi sahip ve istediği her şeyi elde edebilecek zengin bir yaşam sürmekte. Tutku, heyecan, hedef yani hayata bağlayan hiçbir şey olmadan yaşamaktadır. İçinde bulunduğu monotonluktan sıkılmış ama değiştirmek aklının ucundan bile geçmemektedir. Yaşadığı hayata alışmış fakat mutlu değildir.  Taki tesadüfen yaşadığı o olağanüstü geceye kadar…


Kitabın satır aralarında kendimi gördüm. Kader bana istediğim her şeyi olmasa da bir çoğunu verdi. Ben uzun süredir hedefsiz hayatın bana getirdiği gibi yaşamaktayım. Fakat yaşadığım durumun tam tersi olarak içimde bitmek bilmez bir “arzulama arzusu” var.

Kitaptaki adam gibi bende de bir duygu durumu bozukluğunu olduğunu düşünüyorum. Dışardan bakıldığında kimsenin farkına varmadığı bir bozukluk. İnsanlara yardım eden, onları dinleyen, iyi bir insan arkadaş kardeş evlat olmaya çalışan… özetle dışarıdan bakıldığında Hilal süper ama içim…

Hedef koyma ve onları gerçekleştirecek gücüm yok, korkuyorum, kendi güvenli bölgemi beğenmesem bile oradan çıkmak istemiyorum. Kitapta ki adam gibi olağanüstü bir gece yaşamayı bekliyorum diliyorum…

Altını Cizdiklerim 

  • O saatleri bir kez daha hayal ederek bunu onları kaybetme korkusuyla değil, tekrar kavuşma sevinciyle yapıyorum.
  • o zaman ki “ben”den, tam da bu olay nedeniyle tamamen koptum; artık ona dışarıdan, soğuk ve yabancı bir tavırla bakıyorum. Bir zamanlarki “ben” olduğunu hiçbir şekilde hissetmeden onun hakkında konuşabilirim, onu eleştirebilirim veya yargılayabilirim.
  • Olağandışı bir tutkum olmadığından isteklerimin dar çerçevesinde her şeyi elde ediyordum.
  • Kaderimin tüm beklentilerini yerine getirmesi ve benim de bunun ötesinde hiçbir şey talep etmeyişim bir alışkanlık haline geldiğinden bu hal giderek yaşamımda bir heyecan eksiliğine ve cansızlığa yol açtı.
  • Arzulama arzusu…
  • İsteklerimin giderek daha da azaldığını ve zayıfladığını, duygularıma bir tür donukluğun yerleştiğini görüyordum.
  • Bu duygu bozukluğunun dışardan bakıldığında anlaşılmaması bana yetiyordu.
  • Kurgulamak çekiciydi; bir görüntü örmek ve bu hayali görüntüyü olabildiğince ayrıntılı tasarlamak.
  • Peşinden gitmememin sebebi gurur değildi – gururum ezilmiş, çiğnenmiş, yepyeni duygular tarafından süpürülüp atılmıştı- çok güçsüz, çok çaresizdim sadece.
  • Birilerini sevindirmenin ve bundan sevinç duymanın ne kadar kolay olduğunu hissediyordum: insanın kendini açması yeterliydi, insandan insana canlı bir akış başlıyordu hemen, yükseklerden derine iniyor, derinden tekrar sonsuzluğa yükseliyordu.
  • O zamandan beri kendi kanımın sıcaklığını her nefes alışımda hissediyorum ve yaşamdan aldığım hazzın her gün tazelendiğini duyuyorum.
  • Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek hiçbir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan insanları anlar.

#aşkolsungerisizatenolur 🙂

Mart 2017 – 6

 

Anlat Bakalım

1999 yapımı çokkk eski bir film. Tesadüfen Turkcell tv+ da denk geldim. Başrolde Robert De Niro’yu görünce de izlemeden geçemedim.

Komedi dalında keyifli bir film.

Mafya babamız panik atak krizleri geçirir fakat psikoloğa gitmeyi kendine yediremez Ve bir gün iyi olacak hastanın doktor ayağına gelir atasözündeki gibi tamamen tesadüf psikologla tanışır.

Kesinlikle izlenesi keyifli bir film

Bu filmin ikincisini de çekmişler. “analyze that” diye. Ama ikincisini hiç beğenmedim. Hem sıktı hem de güldürmedi.

Mayıs 2017-4

 

Create a free website or blog at WordPress.com.

Up ↑