Muhteşem Gatsby

2013 yapımı Baz Lubrmann filmi. Üniversite yılların da aynı yönetmenin daha önce “Avustralya” filmini izlemeye çalışmıştım, çok sıkıcı olduğunu ve sonunu getiremediğimi hatırlıyorum. AMA AMA AMA bu film gerçekten HARİKA.

Hikayesi, kurgusu, görselleri, kostümler, müzikleri bayıldım. Zaten 2014 yılında en iyi kostüm tasarım ve en iyi yapım tasarım olarak 2 akademi ödülünü evine götürmüş. Film 1920 lerin Amerika’sında geçiyor. Şaşalı, eğlenceli, gösterişli bir hayat.

Gatsby esas kıza çok ama çok aşıktır. Aşkının önünde ki engelse fakirliğidir. Hırsı, özgüveni ve bitmeyen bir umutla aşkına kavuşmak için istediği zenginliği ve statüyü elde eder. Peki hayalinde ki aşkıyla gerçekte olan kadın aynı mıdır ? Peki kadın Gatsby’nin aşkını beklediği gibi umutla beklemiş midir ?

İzlenesi

Haziran 2017-5

Anlam

“İnsan anlam bulmadan yaşayamaz.”

Kendi hayatimi gözlemliyorum ve her şeye bir anlam yükledigimi görüyorum. Anlam yüklediğim nesnelerin -küçüğünden  büyüğüne- arasında dağlar kadar fark var. Bir çok eşyama saçma bir bağlılığım var.

Mesela eğer ben bir kazağımı çok sevip ona bir anlam yüklediysem, kazağı yıllarca giyiyorum artik evde bile giyilmez derken ben o kazakla her yere giderim. Bu anlamlar ne peki ? Bazen bir hediye, bazen onemli bir gunde uzerimde olmasi, bazen benim icin önemli biriyle bulustugimda üzerimde olmasi yada mutlu bir animda yanimda olmasi… çesitlendirerek bir cok esyam içim anlamlarini siralayabilirim.

Arabam mesela, eskidi artık sık sık butçemde beklenmeyen depremler yaratıyor. Ama cok seviyorum. Ilk onunla ogrendim araba kullanmayi, mutlu yada uzgun gunlerimde onu surerken icindeyken gulumsuyor yada agliyordum.

Sacma bir bagimlilik. Prangalar vuran bir bagimlilik.

Insan tarafi var bir de bunun. Sevgili yada yakin bir arkadas. Hayatina aliyorsun. En ozeline kadar paylasiyorsun, ozel anlar yasiyorsun. Bu “ozel”lerle o kisiye daha cok anlam katiyorsun. Uzerine cicekler atilmasi gibi; 1, 5, 10 belki 100 cicek atilinca guzel bir jest olur ama 63822 tane cicek atarsan karsindaki zarar gormeye baslar ve bende icimde ki hirsla bogulurum.

Anlam bir yük mü ? Yoksa hayatı güzelleştiren olmazsa olmaz bir şey midir ? 

Anlamsız yaşanır mı ?

Anlamlarda boğuldum. Bazen gülümseyerek bazende hırsımdan

Sevelim Sevilelim

Haziran 2017

Olaganüstü Bir Gece

 

Viyana’da da burjuva aileye mensup bir adamın yaşadığı ve hayatının değişmesine sebep olan olağanüstü bir gece’yi anlatıyor kitap. Stefan Zweig yazdığı 69 sayfadan oluşan kısacık bir kitap ama bence derinliği sayfa sayısının kat kat üstünde.

Kahramanımız herhangi bir tutkusu, heyecanı, istediği olmayan, her şeyi sahip ve istediği her şeyi elde edebilecek zengin bir yaşam sürmekte. Tutku, heyecan, hedef yani hayata bağlayan hiçbir şey olmadan yaşamaktadır. İçinde bulunduğu monotonluktan sıkılmış ama değiştirmek aklının ucundan bile geçmemektedir. Yaşadığı hayata alışmış fakat mutlu değildir.  Taki tesadüfen yaşadığı o olağanüstü geceye kadar…


Kitabın satır aralarında kendimi gördüm. Kader bana istediğim her şeyi olmasa da bir çoğunu verdi. Ben uzun süredir hedefsiz hayatın bana getirdiği gibi yaşamaktayım. Fakat yaşadığım durumun tam tersi olarak içimde bitmek bilmez bir “arzulama arzusu” var.

Kitaptaki adam gibi bende de bir duygu durumu bozukluğunu olduğunu düşünüyorum. Dışardan bakıldığında kimsenin farkına varmadığı bir bozukluk. İnsanlara yardım eden, onları dinleyen, iyi bir insan arkadaş kardeş evlat olmaya çalışan… özetle dışarıdan bakıldığında Hilal süper ama içim…

Hedef koyma ve onları gerçekleştirecek gücüm yok, korkuyorum, kendi güvenli bölgemi beğenmesem bile oradan çıkmak istemiyorum. Kitapta ki adam gibi olağanüstü bir gece yaşamayı bekliyorum diliyorum…

Altını Cizdiklerim 

  • O saatleri bir kez daha hayal ederek bunu onları kaybetme korkusuyla değil, tekrar kavuşma sevinciyle yapıyorum.
  • o zaman ki “ben”den, tam da bu olay nedeniyle tamamen koptum; artık ona dışarıdan, soğuk ve yabancı bir tavırla bakıyorum. Bir zamanlarki “ben” olduğunu hiçbir şekilde hissetmeden onun hakkında konuşabilirim, onu eleştirebilirim veya yargılayabilirim.
  • Olağandışı bir tutkum olmadığından isteklerimin dar çerçevesinde her şeyi elde ediyordum.
  • Kaderimin tüm beklentilerini yerine getirmesi ve benim de bunun ötesinde hiçbir şey talep etmeyişim bir alışkanlık haline geldiğinden bu hal giderek yaşamımda bir heyecan eksiliğine ve cansızlığa yol açtı.
  • Arzulama arzusu…
  • İsteklerimin giderek daha da azaldığını ve zayıfladığını, duygularıma bir tür donukluğun yerleştiğini görüyordum.
  • Bu duygu bozukluğunun dışardan bakıldığında anlaşılmaması bana yetiyordu.
  • Kurgulamak çekiciydi; bir görüntü örmek ve bu hayali görüntüyü olabildiğince ayrıntılı tasarlamak.
  • Peşinden gitmememin sebebi gurur değildi – gururum ezilmiş, çiğnenmiş, yepyeni duygular tarafından süpürülüp atılmıştı- çok güçsüz, çok çaresizdim sadece.
  • Birilerini sevindirmenin ve bundan sevinç duymanın ne kadar kolay olduğunu hissediyordum: insanın kendini açması yeterliydi, insandan insana canlı bir akış başlıyordu hemen, yükseklerden derine iniyor, derinden tekrar sonsuzluğa yükseliyordu.
  • O zamandan beri kendi kanımın sıcaklığını her nefes alışımda hissediyorum ve yaşamdan aldığım hazzın her gün tazelendiğini duyuyorum.
  • Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek hiçbir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan insanları anlar.

#aşkolsungerisizatenolur 🙂

Mart 2017 – 6

 

Anlat Bakalım

1999 yapımı çokkk eski bir film. Tesadüfen Turkcell tv+ da denk geldim. Başrolde Robert De Niro’yu görünce de izlemeden geçemedim.

Komedi dalında keyifli bir film.

Mafya babamız panik atak krizleri geçirir fakat psikoloğa gitmeyi kendine yediremez Ve bir gün iyi olacak hastanın doktor ayağına gelir atasözündeki gibi tamamen tesadüf psikologla tanışır.

Kesinlikle izlenesi keyifli bir film

Bu filmin ikincisini de çekmişler. “analyze that” diye. Ama ikincisini hiç beğenmedim. Hem sıktı hem de güldürmedi.

Mayıs 2017-4

 

Sırlı Cam

Sevgili hocam, psikologum, yol göstericim… hayatıma iyi ki girmiş dediğim hocam Faik Özdengül’ün son kitabı.

Kitapta Mesneviden hikayeler ve hikayelerin analizleri, hikayenin sonunda konusuyla ilgili sorular ve dualar bulunmakta.  Sorular kendini tanımak, anlamak, irdelemek adını yeni bir kapı açıyor.

Kitabı elime alıp rastgele sayfalar açtığımda, o anki ruh halinize bir mesaj bir tavsiye verebilir. Aynı taktiği “Rumi&Aşkın Terapi” kitabı ile de yapıyorum. Herhangi bir sayfa açtığım çoğu zaman nokta atışı tavsiyeler çıkıyor karşıma.  🙂

Sırlı camdan rastgele bir sayfa;  aşk/33

Bir Tavsiye

Kendinde faydaları çoğalt ki sen başkasını avlamak için zahmet çekme, onlar seni dağda taşta, gecede ve gündüzde, karanlıkta ve aydınlıkta arayıp dursun.

Bir Dua

Yüce Maşuk, bize sevmeyi ve sevilecek birisi olmayı nasip et. Bizi tavusluktan azat et. Bütün bir hayatımızı böbürlenerek, sevginin peşinde heder etme. Bir an önce sana ulaşma yoluna koy. Nasibimize razı kıl. Dış görünüş putperestliğinden kurtar. Ruha varacak, ruhu görecek idrak ver. Bizi sevdiğin ve razı olduğun kulların arasına dahil et. Aşk ver. Sana aşık et. AMİN 

Aşk olsun 🙂

30 Mayıs 2017

Dua

Herkesin duası kendine özgü herkesin duası farklı. Aşkı bulmak adına yürüdüğüm bu yolda bence bazılarımız daha güzel daha içten dua ediyor. Ben bunları okudukca eksiğimi görüyorum.

Duaların unutulmaması adına buraya yazıyorum ki elimin altında olsun hep. Kim bilir belki birilerine de vesile olurum.

Dua kapısını hep çalmak dileğim…

Tarın Tufan – Bir Adam Girdi Şehre Koşarak – Son Sayfa

Rabbimiz!

Bizi evine kabul et. Dünyada sıkışmış kalbimizi merhametinle genişte ve nefesimize nefes kat. 

Ne gidecek yerimiz ar, ne de yardım isteyecek birileri, Kimsesizliğimizle, yoksulluğumuzla, çaresizliğimize, evinin önünde bekliyoruz. 

Karmakarışık bir ruhumuz var, yolunu kaybetmiş. Ruhumuzda ki düğümleri çözebilmek için yüreğimizdeki derin kırışıklıkları açabilmek için, bir namaz ferahlığı bulabilmek için evinin önündeyiz işte.

Arkamızda ve önümüzde uzayıp giden denizi aşmaktan başka çaremiz yok. Uçsuz bucaksız bu denizde bize de yol aç. 

Rabbimiz ! 

Bizi evine kabul et. 

Işıklar arasında gizlenmiş kirlerden, gözleri görmeyen şehvetlerden, içimize vesvese veren fısıltılardan, düğümleri üfleyenlerden sana sığınırız. 

Her yanımızda bir pişmanlık izi var. Her yanımızda bir utanç izi var. Pişmanlıklarımızı ve utançlarımızı kimselere göstermeden ve kimselere fark ettirmeden ayıplarımızı, senin evine geliyoruz. Bize şehrin kapılarını aç. Bize mübarek evinin kapılarını aç. 

Rabbim; Varlığımı, onurumu geleceğimi, umutlarımı, yeniden dirilt. 

Ellerimizi tut. Ellerimizde derman kalmadı. Biz bıraksa sen tut. 

Bizi kendimize bile bırakma Rabbim. 

Amin

Ramazan 2017

 

 

 

 

Bir Adam Girdi Sehre Koşarak

“Yakama yapışan cümleleri yazdım.”

Tarık Tufan’ın ilk okuduğum kitabı “Şanzelize Düğüm Salonu” adlı romanıydı. Hem çok etkilenmiştim hemde kurgusuna, kahramanlarına, hikayeye hayran kalmıştım. Bu kitabı okuduğum 2. kitabı oldu. Kısa kısa yazılardan oluşan bir kitap.

Yazar kendi değimiyle “yakasına yapışan cümleleri” ve hissettiklerini zaman zaman yazmış sonra toparlamış hissi verdi bana.  Güzel okunası farklı bir kitap. Her yazıda farklı bir duygu hissettiriyor.

Altını Cizdiklerim

  • 27 Ölüyor insan ve yeniden diriliyor. Umut etmek için diriliyor, başlayabilmek için diriliyor, doğru dürüst bir tek cümle kurabilmek için diriliyor işte.

Sonra… Sonrası karanlık.

  • 32 Aşk, masa üstünde kurmalı saattir. Gözlerine bakmayı, ellerine dokunmayı gerektirir. Dostluklar da böyle bir yanıyla. Siz sanırsınız ki, o eski dostlar bıraktığınız yerde aynı mekanik döngüyü sürdürürler. Öyle değil. Dostlar da kurmalı saatler gibidir; onların da kalplerine dokunmalısınız.
  • 42 Merhametin mutlak sahibi her şeyi bilir !
  • 82 Birbirlerin ellerine bakıp, o elleri tutmak neden bu kadar zor, birbirlerinin ellerine bakıp susuyorlardı.
  • 87 … Çünkü kadınlar sadece kalplerinde yanan cılız bir ışığın peşine düşebilecek kadar cesurlardır. Çünkü kadınlar şantajlara boyun eğmeyecek kadar cüretkarlardır, aşkın kıyısında bekledikleri anlarda.

Mart 2017 – 5

Nereye istersen gelirim…

Kürk mantolu madonna kitabında şöyle bir sahne yaşanır. Maria gidiyordur, merdivenin başamağında durur, yavaş bir sesle tane tane: 

“şimdi ben gidiyorum. Fakat ne zaman çağırsam gelirim” der ve ilave eder “Nereye çağırsan da gelirim.”

Yıllar önce üniversitenin kütüphanesinden kitabı alıp okumuştum. Altını cizip süresi dolduğunda geri vermişti. Acaba benden sonra kimler aldı ve kimle altını cizdiğin yerlere gülümsedi yada beğenmedi ? Bilemeyiz. Ama okulumda kütüphanemde bir iz bıraktığım kesin.

Kitaptan hatırladığım o sıradan adamın geçmişinde yaşadığı tutkulu aşktı. Adam bir kez böyle bir şey yaşadıktan sonra devamını aramamış. Hayatın karşısına çıkardığı bir kadınla evlenmiş çocukları olmuş. Kürk mantolu madonna tablosunda görüp aşık olduğu kadın gidince, kabullenmiş ve sıradanlaşmış. Tutkunun ve aşkın peşinden gitmemiş, yerine yenisini aramamış. Ben olsun sıradanlaşmayı kabul edemezdim. Edemiyorum. Aynı tutkuyu özlüyorum, Yine ve yeniden diliyorum

Kabullenmiş bir adam var. Kabullenmekle başlıyor her şey. Kabullendikçe değiştirebiliyorsun en değişmez dediğin durumları.  Benim anlamadığım sana ne zaman ve nereye istersen gelirim diyen bir kadını nasıl göz ardı edebilirsin be adam ?

Ne zaman istersen gelirim Nereye istersen de gelirim… Ne büyük bir vaat. Soruyorum kendime bana bu cümleyi kursaydı gider miydim ? Cevabımın ne önemi var. Ne zaman isterse geleceğimi bildiği için böyle bir soru almam ve nereye istersen gelirim kısmını geçiyorum zaten çünkü o hiç bir yere gidemez.

Neyse… Zarifoğlunun’da dediği gibi “Oturuyorum öylece. İyi ki etrafımda kalbimi tanıyanlar yok.”

Sevelim sevilelim…

Mayıs 2017

Tanrı Daime Tebdil-i Kıyafet Gezer

Laurent Gounelle nın psikolojik roman tarzında sürükleyici, heyecanlı elinizden bırakamayacağınız kitabı.

Amerika’da doğmuş, büyümüş ve eğitimini tamamladıktan sonra kendisini orada bağlayan hiç bir şey bulamayınca kökenine geri döner Alan. Yani Fransa’ya.

Kitabın konusundan bahsedersem fazlaca spoiler vermiş olurum ama kısaca. Alanın karşılaştığı akıl hocası sayesinde hayatı ve kişiliği değişmeye, gelişmeye başlamıştır. Psikolojik analizleri ve tespitleri birebir uygulamalı göreceksiniz romanın içinde.

Kesinlikle tavsiye edilir. Okunası 😉

Altını Cizdiklerim

  • Ömrün boyunca genç kalmak istiyorsan, gelişim göstermeye, öğrenmeye, keşfetmeye devam et ve kendini ruhunu körelten alışkanlıkların içine ya da zaten yapmayı bildiğin şeylerin uyuşturan rahatlığına kapatma.
  • Gelişmek istemiyorsak yavaş yavaş ölmeye başlamışız demektir.
  • Son bir kez “var olmak” istiyordum…
  • Dünyada görmek istediğimiz değişim biz olmalıyız – Gandhi
  • Hayat böyledir; güç anlarının gizli bir işlevinin olduğu, bizi büyüttüğü, o anda ender olarak fark edilir. Melekler büyücü kılığına girer ve çirkin ambalajlara özenle sarılmış harikulade hediyeler getirirler bize.
  • Özgürlük bizim içimizdedir. İçimizden gelmelidir. Sana dışarıdan verilmesini bekleme.
  • Sen itersen o da seni iter… İtme çek…

En son altını cizdiğim “itme çek” tavsiyesini çok ilginç buldum. Karşında ki kişi kızgınsa sen sakin olmalısın. Sinirli olursan sende onu itersin.  karşında ki kişiden almak istediğin cevabı onu yönlendirerek alabilirsin. O sinirliyse sen sakinliğini koru yeter.

Sevgiyle kalın

Mayıs 2017 – 4

Blog at WordPress.com.

Up ↑